filistin için bu kadar yaygara koparacağımıza bir kere adam gibi sussak, israil’in ödü kopacak!
filistin için bu kadar yaygara koparacağımıza bir kere adam gibi sussak, israil’in ödü kopacak!
Bu 'Hizipleş' köşesindeki mail grubunu kurmakla ne iyi etmişim diyorum bazen kendi kendime. Dedikodunun kralı orada dönüyor. Kimse Paris Hilton'un son videosundan bahsetmese bile, Çengelköy'e kim takılırmış, Makedonya'da hava nasılmış anlatıyorlar, dinliyoruz. Daha havadan sudan şeyler yani. oh be!
hey gidi dedim dün gece. “bu filmler bitmeden iyi ol” demişti selahattin abi. elinde iki torba dvd filmlerle odama girdiğinden bahsetmiştim eski bi zamanda. onların bazılarını daha eve gelmeden seyretmiştim. fakat hep derim, bütün sanatlardan az çok anlarım ama bu 7. sanat bana karanlık (bkz. hatce teyze)
bir çok klasik filmi seyretmediğimi farkettim, arkadaşlarımın hayret nidalarının arkasından. seyretmek bir yana, bunlardan haberim bile olmamış malesef. şimdi sırayla bunlardan bahsetmek istiyorum. zamana yayarak, yavaş yavaş. zaten bu yola ‘benim de entel heveslerim olsun‘ sloganıyla başlamadık mı?
Eser ve Engin Noyan çiftinden sonra bence müzik dünyasının gördüğü en nadide çifttir Sagopa Kajmer ile Kolera!
en son albümleri kör cerrah ve klastrofobi çıkmış, indirdi dinledik efendim. sizler için de en favori parçalarımızı buraya aldık : )
İyi dinnemeler yoou yoo! : P
dayanamadım yazdım editi: fırtına ve şimşek’de yer alan “hey dobiş, senin raplar sıska…” mısrasını dobişko’ya armağan ediyorum, ince duygularla : )
İlginç benzerlikler kurmak istemem. Yani amaç o değil. Ama yakın tarihe olan merakım kafamda dönen bu tilkiler böyle bir şey yapmam için gerekli olan azimi bana verdi sanırım. Kişi bence bildikleri ile değil unutmadıkları ile kalitesini gösterir. Bunun için çabalıyorum. Şimdilik benim kalitem bu kadar minik. Neyse.
Darbelerden önce yada sonra halkın ruh haline dair anahtarlar var bence bu satırlarda. Toplumsal bilincin isyanı, arzusu, idraki bir tepki olarak, ama bu kadarcık kendini göstermiş. Bir teselli ver’i vatandaşın neden bu kadar tuttuğunu, şarkı sözlerinde kimi nesneleştirdiğini topluca bakınca anlar gibi oluyor aslında. Tabi bu başlı başına sosyologların incelemesi gereken bir durum. Ben sadece küçük bir fotoğraf çekeyim dedim. Askerin bilerek yada bilmeden parlattığı yıldızlardan bahsediyoruz. Bu bir taslak sadece. Zamanla 60 darbesinin Turist Ömer ile ilişkisinden ve zamanın TV izleyicisinin Turist Ömer ile birlikte neyi tükettiğinden bahsedeceğiz. Tabi daha ileride bir zaman, Ayağında Kundura diyen çirkin bir kürt gencini sevmekle, Türk vatandaşlarının aslında neye tepki gösterdiğini anlamaya çalışacağız. Ama bence en ilginci Dağlar Dağlar derken tatmin ettiğimiz duygular olacak. Nasıl bir ülkede yaşadığımızı ben bu şekilde daha rahat kavrayacağım.
şuursuz bir şekilde insan trafiğe çıkmamalı bence. yazık. milli servet. acı. hepsi ihtimal dahilinde olan türlü türlü acılar. sonra bu acıya alışmalar. epigraf mıydı o dediklerin bilader, hani yazının önüne mümkünse italik yazılan entel cümleler. hani içinden bir cümle seçtiğin herhangi bir kitabı, okura hepsini talim ettiğini zannettiren cümleler. epigraf evet. neyse. acıya alışmak demiştik. en büyük acı, artık acıtmaz olmuş zincirlerin acısıdır der albert bayet. bundan bahsetmiştik başka bir sebeple, ama bugün yine, alıştırmayana hamdolsun! bu defasında da sabır verene, isyan ettirmeyene, teslimiyetini kaybettirmeyene hamdolsun…
Merhaba arkadaşlar.
31 Aralık 2008 gecesi, Meksika Sınırı 2009 Özel’i stüdyoda katılımcı-seyirci olarak seyretmek için:

1.Adınızı, soyadınızı, adınızdan cinsiyetiniz belli olmuyorsa (mesela Deniz’se adınız) cinsiyetinizi, yaşınızı ve İstanbul’un neresinde oturduğunuzu bildiren “seyirci olmak istiyorum” başlıklı bir maili meksikasiniri@ulketv.com.tr adresine atmanız gerektiğini
2.Programın yaklaşık 21:00′de başlayacağını, 02:00′de biteceğini ve Kanal 7 Eyüp stüdyolarında çekileceğini
3.Programa katılım için 31 Aralık günü en geç saat 20:15′de Kanal 7 binasında olmanız gerektiğini; “sizi bekliyoruz” maili almayan ve ismi listede olmayan arkadaşların stüdyoya ne yazık ki alınmayacağını
4.Kanal 7′ye kendi imkanlarınızla gelip, program bitimi evinize en yakın noktaya servis araçlarıyla bırakılacağınızı
5.Program esnasında “vay ben sıkıldım, yok ben gitmek, kalkmak istiyorum” gibi bahanelerin tarafımızdan hoş karşılanmayacağını:)
6.Programa katılımın sadece 60 güzel insanla sınırlı olduğunu ve ola ki başvurunuzu kabul edemezsek sadece bu sebeple olacağını, size şahsi bir gıcığımızın olmadığını
7.Başvuruların 1 veya (kesinlikle attığınız mailde diğer isteklinin bilgilerini de belirtmek şartıyla) en fazla 2 kişilik olabileceğini
8.Kuru pasta ve çayımızın olduğunu, yaprak sarma ve su böreği getirmek isteyen arkadaşlara hoşgörü ile yaklaşacağımızı
beyan ederiz.
Uzun yazdığımızın farkındayız. Ve fakat, uzun uzun yazmayı, uzun uzun konuşmayı seviyoruz. Elden bir şey gelmez.
Kalınız sağlıcakla…
Yol sonunda reddiye!
Kimse ihtiyaç duymasaydı sevgiye
Güzel ve kısa anlardı. Yoksa hayalim,
Hayalimle mi dolmuştu billûr şişe?
Itır yok, şişe boş, hiçlik kasırgası;
Duygu tanımaz bir karayel işte…
Bir karayel bu şimdi kasıp kavuran,
Son yolculuğunda yürek kadırgası.
Suç onun, sevgiye ne gerek vardı…
Dost sesler mutluluktur ıtır dolu ve billûr,
Bir gün boşalır içi bir sesin, mâlum olur,
Artık kalbimiz kutup denizinde ve yalnız.
Tanrım suç kimindi, nerde hata yaptık?
Keşke sevgiye muhtaç olmasaydık…
İşte ama lâkin ricâ ederim fakat,
Şimdi asla ona gerek duymasaydık…
Ne kadar uzardı düşler, günlerse çok kısaydı
Olaylar geçip gitti, yüreğim yerinde saydı
Bir yere varamadı, ölümse arkasında,
Suç onda sevgiye ne gerek vardı?
Hep başka şartlar düşlerdi, bir de uzak iklimler
Gidenlerden güzel miydi gelen mevsimler?
Yolda düşüp kaldılar şimdi unuttum kimler,
Lütfen lâkin ama tekrar söylemeliyim,
Kimse sevgiye muhtaç olmasaydı.
Hüsrev Hatemi
hani zaman herşeye ilaçtı, yalanmış..
Kıyamet sonrası 2018′inde geçen “Terminator Salvation” 5 Haziran 2009′da gösterime girecek. Filmde Christian Bale yazgısı insan ırkının Skynet ve terminatör ordularına karşı direnişine önderlik etmek olan John Connor’ı canlandırıyor.
Connor’ın büyürken inandırıldığı gelecek, Marcus Wright’ın (Sam Worthington) ortaya çıkışıyla kısmen değişime uğrar. Marcus’ın son anısı idam için sırada olduğudur. Connor’ın karar vermesi gereken şey Marcus’ın gelecekten mi gönderildiği yoksa geçmişten mi kurtarıldığıdır. Skynet son saldırısını hazırlarken, Connor ve Marcus kendilerini Skynet operasyonlarının kalbine taşıyan bir serüvene koyulurlar. Burada insanoğlunun olası yok oluşunun ardındaki korkunç sırrı keşfederler.
bugüne kadar bir ayakkabı bile atamamış, yeltenmemiş, cesaret edememiş onlarca yazar, yüzlerce entel, binlerce sanat sevici şimdi aynı cümleyi kuruyor: bir ayakkabı da sen at! biz ancak mail gurubu kurar, değneklerin ucuna taktığımız ayakkabılarla sultanahmete, beyazıta çıkarız. biz ancak başkalarının doldurduğu havuzun suyuna girer, büyük bir imparatorluğun varisi olduğumuzu o zaman hatırlarız.
biz var ya, nasıl da utanmadan Bağdat’daki, Gazze’deki direnişi sahipleniriz, tophanede nargile içerken çekilmiş fotoğraflarımızı yayınladığımız facebook’da “puşt amcaya terlik fırlatmaca” grupları kurarak tatmin oluruz. biz, hakikaten çok terbiyesiziz!
Ey bu toprakta birer nâş-ı perişan bırakıp
Yükselen, mevkib-i ervâh!.. Sakın arza bakıp
Sanmayın: Şevk-ı şehâdetle coşan bir kan var…
Bizde leşten daha hissiz, daha kokmuş can var!
Bakmayın, hem tükürün çehre-i murdarımıza!
Tükürün: Belki biraz duygu gelir ârımıza!..
Tükürün cebhe-i lâkaydına Şark’ın, tükürün!..
Kuşkulansın, görelim, gayreti halkın, tükürün!
Mehmet Akif
Sözcü diye bir gazete var. daha önce adı Gözcü olan doğan grubu gazetesinin kapanmasından hemen sonra yayına başladı. sık sık emin çölaşan roportajları yayımlıyor. bu dünyada var olma gerekçesi logosunun hemen üstündeki gazete sloganında “Cumhuriyetin gözcüsü” şeklinde sunulmuş okura. saygı duyarım. bu cumhuriyetin girilmemiş kalelere, zaptedilmemiş tersanelere olduğu kadar gaflet, delalet ve hatta hıyanet sahibi iktidara ayar verecek medya organlarına da ihtiyacı var. organ demişken, işi çirkinleştirip fatih altaylı’ya da değinmek istiyorum aslında. neyse, kendimi tutuyorum, şimdilik. burda ayrıntısı ile birlikte birde ayar var efendim.
Yorumlarınız